Kıyı alanları içinde morfolojik olarak en hassas ve dinamik yapıya sahip bölgelerin başında nehir ağızları yer almaktadır. Akarsu havzasının tüm karakteristik özellikleri ile kıyıların doğal karakteristiklerinin kesiştikleri ve etkileştikleri bu bölgelerde problemlerle karşılaşılmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye’nin Ege Denizi kıyılarında önemli bir turizm yerleşimi olan Gömeç’te, Gömeç çayındaki karakteristiklerin değişimi sonucunda 2 km uzunluğunda, 100 m genişliğinde bir alanı kapsayan delta formasyonu araştırılmıştır. Çok kısa bir zaman diliminde hızla ortaya çıkan bu delta formasyonu hızla gelişerek yakın kıyı hidrodinamiğini bütünüyle etkileyerek nehir ağzı bitişiğindeki kıyılarda sadece morfolojik değil ekolojik etkiler de yaratmıştır.
Kıyı bölgelerinin doğal yapısında ortaya çıkan sorunlar sadece kıyı alanlarındaki insan faaliyetlerinden kaynaklanmamakta, kıta içi faaliyetler de kıyı bölgelerinde bozulma ve değişime neden olmaktadır. Özellikle akarsulara yapılan evsel ve endüstriyel atık deşarjları, tarımsal faaliyetlerden kaynaklanan artık sular ve barajlar yoluyla suların kontrolü ve özellikle sulama amacıyla çevrilmesi ve yukarı havza erozyonu çok önemli sorunların kaynağını oluşturmaktadır (Irtem, E., S. Kabdaşlı 2001).
Orman ile kaplı arazilerde toprak kaybının çayırlardaki kayıplardan daha az, zirai arazilerdeki kayıplardan ise çok daha az olduğu tesbit edilmiştir. Dokuz yıllık periyot içinde orman, çayır ve ziraat alanlarında tesbit edilen toprak kayıpları Tablo 1 ‘de gösterildiği gibidir.
Kıyılardaki sorunların ana kaynaklarından birinin akarsu havzalarının yönetiminden kaynaklandığı açıktır. Kıyı alanları yönetim planlarının akarsu havzası yönetim planlarıyla entegre olması gerekmektedir.
Gömeç Çayı’nın taşıdığı rüsubat adeta kum-çakıl dilleri gibi denize akmış, kıyıda birikme olmuş, 2 km sahil boyunca sahilden 100 m açıklara kadar da balçık, sığ ve bulanık bir bölge oluşmuştur. Özellikle yağışlı zamanlarda bu durum daha da belirginleşmiş, çay ağzı önlerinde kıyının morfolojik yapısı tamamen değişmiş, küçük adacıklar oluşmuştur. ince malzeme hakim rüzgar yönüne göre kıyıya yayılmış ve bu civarda akıntının azalmasıyla birlikte bu alana yığılmıştır. Yığılan bu malzeme denizden esen rüzgarlarla kara içine hareket etmeye başlamış ve bu alandaki kumulbarı oluşturmuştur. Ancak kumulun üzerine yerleşen bitkiler kumulun ilerlemesini kısmen önlemiştir.
Bu iki kol Soğukkuyu mevkiinde birleşerek denize doğru Gömeç Çayı adını alarak akmaktadır.
Gömeç Çayı, Soğukkuyu mevkiinden itibaren 2250 metrelik iki tarafı seddeli kanal ile Gömeç-Ayvalık karayoluna ulaşmakta, karayolunu geçtikten sonra Gömeç ovasında 2500 metrelik iki tarafı seddeli kanal ile denize 250 m mesafeye kadar devam etmekte, buradan sonra doğal bir kanal ile Ege Denizi’ne saplanmaktadır. Bu dere ile ilgili çalışmalar 1953 yılına kadar uzanmaktadır. 1953 yılında hazırlanan bir raporda, Gömeç Çayı’nın taşkın mevsimlerinde 6000 dekar araziyi sular altında bıraktığından bahsedilerek Gömeç ovasındaki ziraate zarar verdiği anlatılmaktadır. Bu raporda Gömeç Çayı’nın Soğukkuyu mevkiinden denize doğru olan yaklaşık 4700 metrelik kısmının iki tarafı seddeli olarak kurutma kanalı içine alınması ve iki yere de tersip bendi yapılması önerilmiştir. Bu önerilerden seddeli kanal yapılmış, önerilen tersip bendleri ise yapılmamıştır.
Etüt alanında bulunan diğer önemli dere Kuzulu Çayı’dır. Kuzulu Çayı yağış suları ile beslenen bir yüzey suyudur. Senenin yağışlı aylarında meydana gelen taşkınlar Kuzulu Çayı’nın yatağının yetersiz oluşu nedeniyle taşarak civar köylerdeki kişilerin canlarını, mallarını ve ziraat arazilerini tehdit etmektedir. Bu durumu önlemek amacıyla 1962 yılında bir planlama raporu hazırlanmıştır. Bu raporda önerilen seddeli kanal ve şütler yapılmıştır. Ancak Kuzulu Çayı’nda da bugün yukarı havzadan gelen rüsubatın tutulması veya depo edilmesi için herhangi bir tesis mevcut değildir (D.S.l, 2000).
Gömeç Çayı’nın denize sadece rüsubat değil aynı zamanda bir zeytinyağı fabrikasının siyah renkte ve kötü kokulu atık sularını da taşıdığı gözlenmiştir.Denizde görülen renk farkı hem Gömeç Çayı’nın denize taşıdığı rüsubat sonucu oluşan çamurlu, balçıkta bakadan hem de bu zeytinyağı fabrikasının atık sularından kaynaklanmaktadır. Zeytinyağı üretiminden kaynaklanan atık sular esas olarak zeytinde bulunan maddeleri içermekte olup, karasu olarak tanımlanan atık suyun askıda madde, yağ ve organik madde bakımından çok konsantre olması nedeniyle arıtımının çok güç olduğu bilinmektedir (Samsunlu A., v.d., 1998).
Tüm toplum kesimlerinin merkezi ve yerel yönetimlerle birlikte katıldığı, sorumlulukta çoğunluk yaratan fakat yetkiyi tek otoritede toplayan bir değişimin gerçekleşmesi için kıyı alanlarının doğal yapılarının korunarak gelecek nesillere aktarılmasında sorumluluk duyan tüm kesimlerin gayret göstermesi mutlaka gerekmektedir.
Prof. Dr. Sedat Kabdaşlı
Istanbul Teknik Üniversitesi, İnşaat Fakültesi
Yard. Doç. Dr. Emel Irtem
Balıkesir Üniversitesi Mühendislik-Mimarlık Fakültesi
Inş. Müh. Mansur Toprak
DSİ 25. Bölge Müdürlüğü
Bu yazı 406 kez okundu...