19. Yüzyılda Seyyahların Izinde Edremit’ten Ayvalık’a Yolculuklar

Yazdır PDF
İlhan PINAR
Araştırmacı - Yazar

VEre tarih çalişmalarında seyyahlar ve onların kaleme aldığı seyahatnameler, genellikle önemli birer başvuru kaynağı olarak kullanıla gelmişlerdir. Gerek bu seyahatnamelerin dökümünün olmaması, gerekse bu Seyahatnamelerin Yeterli Düzeyde Çevrilmemesi Ve De Gerekse Bu Seyahatnamelere Bireysel Çabalarla Ulaşım Zorlukları Göz Önüne Alındığında Özellikle Istanbul Dışındaki Şehirler Ve Küçük Yerleşim Yerleri Hakkında Çalışmak Isteyenler Yerli Kaynaklarla Seyahatnamelerdeki Bilgileri Bir Arada Kullanamamakta Ve Bu Durum Bilgi Eksikliği Doğurmaktadır. Böylesine Önemli Bir Işleve Sahip Seyahatnameler Üzerinde Durmakta Yarar Görüyorum.

S
eyahatnameler her şeyden önce dönemlerine özgü bir bilgi toplama yönteminin ürünleridir; özellikle Osmanlı şehirleri ve yerleşim yerleri üzerine yapılan çalışmalarda yararlanılan Avrupalı seyyahların seyahatnamelerinin ortaya çıkışları üç ayak üzerine kuruludur; bunlardan birincisi, Avrupa’nın kendi varlığını tehdit eden karşı taraf yani Osmanlı hakkında bilgilenmek ihtiyacı, ikincisi, Avrupa’nın yaptığı zihinsel sıçrayışın temelini oluşturan merak’ın giderilmesi ve Üçü seyyahların yaygın olarak yollarda olduğu dönemde toplumun haber ve bilgi ihtiyacının karşılanması; zaten sonuncu unsura bağlı olarak seyyahlar 16 ve 18. yüzyıllar arasında “medium” olarak, yani bilinmeyenden haber getiren, bilinmeyeni ortaya koyan insan olarak tanımlanmışlardır; güncelleştirerek söyleyecek olursak “medyum” bugün kullandığımız “media” kavramının öncülüdür ve “media” kavramı zaten “medium”dan türetilmiştir; kısacası seyyahlar bugünkü terminolojiyle dönemlerinin “medya mensupları”dır.

Bu kısa açıklamada da görüldüğü gibi seyyah, seyahat etmek ve seyahatname kavramları içi dolu kavramlardır ve her kavramsallaştırmada olduğu gibi öncesi, dolayısıyla tarihçesi vardır.Önsel olarak seyahatnamenin bir bilgi toplama ve sunma şekli olduğunu kabul edersek, bunun farklı yöntemleri de olabileceğini düşünebiliriz. Bu da bizi Türklerle Avrupalıların karşılaşmasına kadar geriye götürmektedir; bu geriye gidiş Avrupalıların Türkler hakkında bilgi toplama sürecine de işaret etmektedir.



S
eyyah ve seyahat etmek kavramlarına ilk olarak Haçlı Seferleri sırasında rastlıyoruz; bu seferler sırasında seferin kendisi “yal” olarak “yol”a çıkan insan da “yolcu” olarak ifade edilmiştir. Bu kavramlar 4. yüzyıl sonlarına kadar devam etmiş, içerik ve biçim değiştirerek 19. yüzyıl ortasına kadar gelmiştir. Kavramların içerik ve biçim değiştirerek devam eden uzun tarihsel süreci aynı zamanda Türkler üzerine birebir gözleme dayalı olarak Avrupa’ya akta rılan bilgilerin ortaya konduğu bir süreç olmuştur. Ben yaptığım araştırmalarda Haçlı Seferleri sırasında gözlemlerini aktaran bir “yolcu”ya rastlamadım; fakat Alman hacı adayları nın yolculuklarına dair kapsamlı bir araştırma yapan ve bu araştırma sonuçlarını 1889 yılın da yayınlayan Reinhold Röhricht 1300-1700 yılları arasında yolculuk yapan ve birçoğu Anadolu üzerinden Kutsal Topraklar’a giden ve her biri yolculuk hatıralarını kaleme alan 300’den fazla Alman hacısı saptamıştır.

B
ir diğer bilgi toplama aracı ise, Osmanlı ile yapılan savaşlarda esir düşen ve bir süre çeşitli biçimlerde bu coğrafyada yaşadıktan sonra esaretten kurtularak ülkelerine dönen ve Osmanlı’nın içinden, diğer bilgi toplayıcılara göre daha yakından yaptıkları gözlemleri kitap olarak yayınlayan insanlardır. Bunlar arasında hatıralarını yayınlayan ilk esir olarak Johannes Schiltberger’i görüyoruz; Schiltberger 1396’da Niğbolu Meydan Savaşında Osmanlı’ya esir düşmüş, 30 yıl kadar Osmanlı ve Moğollar’ın içinde yaşamıştır. Bu uzun süre sonunda esaretten kurtularak ülkesine dönünce hatıralarını kaleme almış ve kitap Avrupa’da büyük yankı uyandırmıştır. Bu kitap bireysel bir çabayla ancak 600 yıl sonra Türkçe’ye kazandırılmıştır. Esaret günlerini kaleme alan diğer esirler şunlardır; Barthoiomej Georgijeviç, uzun süre Osmanlı’da yeniçeri olarak görev yapan Konstantin von Ostrovica, 1438 yılında Osmanlı’ya esir düşen ve Osmanlı’da 20 yıl kadar yaşamak zorunda kalan ve adı bilinmediği için “Rumes’Ii Oğrenci” olarak anılan kişi ve bu esirler arasında özel bir yere sahip olan Giovanantonio Menovani bunların başlıcalarıdır. Menovani’nin özel yeri, babasının ticaret gemisinde yolculuk yaparken 12 yaşında Osmanlı’ya esir düşmesi, Sultan Il. Bayezid’e sunulması ve Sultan’ın on iki yaşındaki bu çocuğun eğitim ve bilgisinden etkilenerek onu sarayın gizli bir yerinde on yıl boyunca özel eğitime tabi tutmasındadır; Menovani’nin önemiyse, öncüllerinin o güne kadar Türklerden söz ederken “inançsızIar’ “imansızlar” kavramlarını kullanmalarına karşılık, onun Türklerden “insan” olarak söz etmesinde yatmaktadır. Menovani’nin esaretten kurtularak ülkesine döndükten sonra Istanbul ve saray üzerine yazdığı kitabı 1548de Floransa’da yayınlanmıştır.

16, 17 ve 18. yüzyıllarda da Osmanlı’ya esir düşen ve esaretten kurtulduktan sonra hatıralarını kaleme alan Krafft, Wild, Seideln gibi başka esirler de olmuştur; yukarıda anılan esirlerin önemi esaret hatıralarını aktaran ilk esirler olmalarından kaynaklanmaktadır.



Bir diğer bilgi toplayıcı topluluksa elçiler ve maiyetindekilerdir; özellikle 16. yy’da 0smanlıya gelen elçilerin maiyetinde bulunan Ogier Ghiselin Busbeq (Osmanlı’dan Avrupa’ya lale soğanını götüren kişi olarak bilinmektedir), Hans Dernschwamm, Salomon Schweigger ve Stephan Gerlach bu insanlar başında gelmektedir. 15 ve 16. yüzyıllar ağırlıklı olarak elden ele dolaşan, hatta pazar ve panayır gibi toplu halde bulunulan yerlErde satılan propaganda niteliğindeki küçük saleler elit kesimin bilgi ihtiyacına cevap vermekten uzaktı. Bu nedenle elçilik görevlilerinin Osmanlı’dan bilgi aktaran bu tür yayınI bu kesimde büyük bir ilgi uyandırmıştır. eserler arasında Macar Kralı’nın görevlisi olarak Osmanlı’ya gelen Feliks Petoncic’in “Libı lus de itineribus in Turcium” adlı eseri ön rol oynamıştır. Benedikt Kuripecic (1530),Venedikli Benedetto Romberti (1539) ve Fran Elçisi d’Aramon’un tavsiyesi üzerine yolculuk gözlemlerini kaleme Nikolas de Nikol (1596) ve yine dAramon’un “araştırma e bi”nden Postel, Gassot, Chesnau ve Thev Türklerin inançları, gelenekleri, devlet yönetimi ve ordusu üzerine gözlemlerini yayınladıkları eserlerinde aktarmışlardır.

Seyyah, seyahat etmek ve seyahatname gibi kavramlar, 18. yy. ortalarında Avrupa’da süreli ve günlük basının hayata geçişiyle birlikte içerik ve biçim değiştirerek 19. yy’da davam etmiştir. Fakat bu dönemde gelen SEyyahlar haritacı, coğrafyacı, jeolog, böcekbilimci, arkeolog, tarihçi, mimar, asker, misyoner filolog gibi uzmanlık sahibi insanlar olmuşlardır. Seyahatnamelerinde uzmanlık alanları ağırlıkla yer vermelerine karşılık, yerleşim yerlerinin nüfusu, ekonomisi, sanayisi, toplum yapısı gibi konularda da bilgiler aktarmakta geri kalmamışlardır; bu insanların araştırmaşarı sonucu Anadolu şehir ve yerleşim yerlerir jeolojik, arkeolojik, topografik, klimatoloj askeri, dini, kültürel, sağlık ve daha başka bir çok konudaki durumları ve tarihçeleri kayıt altına alınmıştır.



S
eyyah profilinin 19. yy. ilk çeyreğinden baren dönüşüm göstermesi, Avrupa’daki öğrenim sürecinin geldiği aşamaya bağlı olduğu kadar ekonomik anlamda ulaşılan noktaya bağlıdır; bu bağlamda, Alman şair Wilhe Müller bu ikinci noktaya işaret edercesine cüllerinin seyyah ve seyahat etmek kavramlarının uzun tartışmalarına eklemlenerek geniş ölçüde kabul gören ve bugün belki sade içerik ve çeşit zenginliği kazanmış tanımlar yı ortaya koymuştur; Müller’e göre seyahat etmek, “insanın hiçbir araca ve aracıya bağlı olmadan kendi iradesiyle zevk ve keyif alar mekan değiştirmesidir.

 

Otto Magnus von Stackelberg

Haziran 1811

Deniz Yoluyla Istanbul’dan Troya’ya ve Pınarbaşı, Ezine üzerinden Edremit’e Yolculuk.



O
kayalık dağlara doğru dikleşmeye  başladı. Manzaramızı şirin ovalar ve yolun uzağında kalan kayalık dağların eteklerindeki köyler süslüyordu. Bir süre sonra ovalar gözden kayboldu ve çevremizdeki doğa yabancılaştı. Çevrede tek tük ağaçlar vardı ve giysilerimizi dikenlerden kurtarmakta zorlanıyorduk. Bizim mola verdiğimiz ve hayvanlarımızın yayıldığı çeşme ve pınarlar sıkçaydı. Birdenbire kayalık bir tepeden inmekte olan bir derviş karşımıza çıktı; gök mavisi uzun giysisi rüzgar da dalgalanıyor, kar beyazlığındaki ak sakalı göğsüne kadar iniyordu. Ne kadar romantik bir karşılaşma! “Uğurlar olsun!” diyerek bizi uzaktan selamladı.Bu olağanüstü yabancıllık içinde dervişin selamı o kadar mutluluk vericiydi ki.

Şimdi yolculuğumuzun en yüksek noktasına ulaşmıştık; uzaklarda Edremit Körfezi, ötesinde yüz adasıyla Midilli ve irili ufaklı zirveleri maviliklere yükselen Gargarus. Bu dağın daha yüksek noktalarına tırmanmayı istiyordum; fakat yol arkadaşlarım kabul etmediler ve aşağı doğru inişe geçtik.

Y
olumuz kayalıklarda büyüyen çam ve çınar ağaçlarıyla süslüydü. Nihayet önümüzde konaklayacağımız Mussuralti Köyü uzanıyordu. Burada meraklı Türklerin gülüşme ve alay konusu olduk. Ertesi gün zeytinlikler arasından inişe devam ettik. Karşımızdaki manzara bize Güney İsviçre’yi çağrıştırdı. Deniz seviyesine ulaştığımızda ilk defa güneşin dik gelen ışınlarının ne kadar yakıcı olduğunu hissettik. Yolumuz üzerinde kereste satan Türkler vardı. Koca çamın altındaki gölgelik yerlerine bizi’ de davet ettiler ve bize kiraz ve kahve ikram ettiler. Akşam serinliğinde Edremit’e doğru devam ettik.

Edremit’teki hanlarda kalabalıktan ve kokudan kalmak mümkün değildi. Artık bu ülke de vebanın bu kadar sık görülmesi ve bu kadar çok can alması beni şaşırtmıyor. Biz de koridora halı ve yolluklar serdirerek kendi mekanımızı oluşturmaya çalıştık. Elbette seyircilerimiz de eksik değildi. Biz yattıktan sonra dahi her yaştan meraklı Türk seyircimiz hala oradaydı; hatta sabahın erken saatlerinde hemen başımıza dikildiler.

K
orfulu hekimin refakatinde yörenin ağasına ziyarete gittik. Geçtiğimiz sokağın her iki yanı da sedirlerle kaplıydı. Biz yoldan geçerken insanlar bize aşağılayan gözlerle bakıyorlar ve kızgınlıkla başlarını sallıyorlardı. Ağa bizi hemen içeri kabul edince ve bizler de ayakkabılarımızı çıkarmadan içeri girmeye kalkınca yüksek sesle mırıldanmalar ve el kol hareketleriyle tehditler başladı. Korfulu hekim, dizleri üstüne çökerek ağayı selamladı ve fermanı kendisine uzattı. Güler yüzlü ve yakışıklı bir insan olan ağa, fermanı okudu ve bizi mükemmel bir manzarası olan odaya geçirdi. Bereketli toprakları ve ağaçlar arasında yarı saklanmış evleriyle Edremit konağın bahçesiymiş gibi görünüyordu ve bu güzel manzarayı Midilli sınırlıyordu. Yüksek bir kayalık üzerine kurulmuş olan konak, gül tarhlarının oluşturduğu yürüyüş yollarıyla çevriliydi ve serinlik sağlaması için bahçenin ortasında fıskiyeli bir havuz vardı. Korint Ağası gibi Edremit Ağası da hakim bir tepede oturuyordu.Ağa’nın izniyle ve yanımıza verdiği bir yeniçeri ile çevrede kitabe ve antik duvar kalıntıları aradık. Fakat hiçbir şey bulamadık. Türkler, Frenklerin kazı çalışmalarına kuşkuyla ve kıskançlıkla bakmaktadırlar. Bu konuda aptalca bir hamhayal çok derinlerde kök salmıştır. Kalıntılar arasında çil çil altınlarla dolu küpler yattığını düşünmektedirler. Buna bağlı olarak Avrupalı seyyahların kitabeleri harfi harfine kopya etmelerini definenin yerini tespit etmek amacıyla yaptıklarını zannediyorlar. Bizi ses sizlik içinde izlediler. Biz de çevremizde gördüğümüz antik kalıntılardan hiçbir şey almadık.

Edremit’ten Bergama’ya doğru yola çıktık.
 

 

William Turner
20 Kasım 1815
Bursa, Mudanya, Ezine, Bayramiç,Evciler üzerinden Edremit ‘e ve Edremit, Gömec üzerinden Bergama’ya Yolculuk


Ç
arşamba; Narlı’dan saat 1O.15’te ayrıldık. Bu kadar oyalanmamızın nedeni yağmurun dineceği umuduydu. Seçtiğimiz yol topraktı ve yağmur nedeniyle çamur olmuştu. Köyün güneyindeki muhteşem güzellikteki vadiden geçiyorduk. Burada gün boyunca ilerledik. Vadinin çevresi dağlarla hilal şeklinde çevriliydi; dağların denize kavuştuğu noktalar Narlı ve Edremit’ti. Sol tarafta Ida’nın çam kaplı tepelerini, karla kaplı zirvelerini görebiliyorduk; sağ taraftaysa, denizi, kıyıyı ve adaları. Yolumuz nükemmel bir manzaraya hakimdi. Vadinin her yeri zeytin ağaçlarıyla kaplıydı. Dağdan inen derelerin kenarları zakkum, mersin, koca yemiş, nar ve delice zeytinlerle kaplıydı. Her yerden deliceler fışkırmıştı, hatta kayaların arasından bile. Güneş bu vadiyi cennete çeviriyor olmalıydı. Hava kapalı olduğu için biz bu güzellikten mahrum kaldık. Neyse ki bugün yağ ur yağmadığı için biraz daha rahattık. Biz yolda dere sayılabilecek 6 suyla karşılaştık. Bunların geişlikleri 15 ile 80 ayak arasında değişiyordu.

G
enişliği yaklaşık 5 mil olan vadiyi geçebil mek için yolu kısaltmak amacıyla vadinin yu karı kısımlarına tırmanmak zorunda kaldık. Narlı’dan ayrıldıktan 1 saat sonra sol tarafımız da bir Türk köyü olan Papazlık yer alıyordu. Burası manzarası denize nazır bir dağ köyüydü. Burası da Edremit Ağasına ait bir köydü ve burada özellikle eşkiyalara dikkat etmemiz ge rektiği söylenmişti. Bu köy iki ağanın sınır böl gesini oluşturduğu için eşkiyaların buraları özellikle sığınmak amacıyla kullandıkları belir tilmişti. Saat ikiye çeyrek kala iskeledeki küçük bir kahvehanede mola verdik. Burası zeytin yüklemek için kullanılan bir iskeleydi ve Edre mit’e üç saat uzaklıktaydı. Burada doğal bir sı cak su kaynağı bulunmaktaydı. Kaplıca olarak kullanılan buradan dönmekte olan birkaç ka dına rastladık. Kahveden ayrılırken artık eşkıya tehdidinden uzaklaşmıştık. Edremit’e doğru yol alırken hızımızı arttırdık. Hızımızı kesmemesi için de yükümüzü iskelede bıraktık. Onlar arkadan geleceklerdi. Saat üç buçukta Ed remit’e ulaştık. Geniş bir alana yayılmış olan zeytinhiklere bakan bir tepe üzerinde kuruluy du Edremit. Ticaret olanaklarının gelişmiş ol duğu bir yerdi; ve burada bulunan iki han ol dukça kalabalıktı. Ağa’ya konyak hediye et mekte bayağı zorlandık. Zaten Ağa’nın işleri çok yoğundu ve biz de görüşme talebinde bu lunmadık. Ağa sivil giyimli bir adamını yanımı za gönderdi; bizi bir Türk’ün yanında konaklat mak istiyordu. Evin sahibi rahat etmemiz için elinden gelen çabayı harcadı. Edremit yaklaşık 1000 haneden oluşmaktadır. Evler genellikle vasat ve kötüydü. 40 Rum hanesi hariç geri kalanların hepsi Türk’tü. Yaklaşık 50 Rum bu rada ticarethaneye sahiptir. Ağa, kuzeyde Pa pazlık’a kadar güneyde 4 saat mesafeye kadar doğuda da 5 saat mesafeye kadar olan bir ala na hükmediyordu. Ağa’nın hükmettiği bu top raklar Kaptan Hasan Paşa’nın dul eşinin mülküydü. Hasan Paşa aynı zamanda Troya Ova sı’ndaki çiftliğin de sahibiydi. Paşa’nın mezarı da Aesyetes’dedir. Bu topraklarda bol miktar da zeytin elde edilmektedir. Bütün bu zeytin- ler Istanbul’a gönderilmektedir. Iç kesimler den gelen yünler de buradan gemilere yüklen mektedir. Buradan Avrupa’ya gönderilen tek ürün palamuttur. Şehrin sokakları dar, kötü döşeli ve pisti. Ağa geçen yıl hacca gitmiş ol masına rağmen fanatik bir insan değildi. Hac ca gitmesinin nedeni geçen yıl çevrede etkili olan salgın hastalıklarmış. Bu nedenle Bayra miç ve Edremit’te karantina uygulanmış. Bu durum Türkler için büyük bir değişimi ifade ediyor. Bu durum Arnavutluk ve Akra için de geçerliydi. Karantina uygulaması ve şarap kul lanımı Türklerin, Müslümanlığın bağnazlığın dan aşama aşama uzaklaştıklarının önemli birer göstergesidir.

Eşyalarımız da beşe çeyrek kala Edremit’e ulaştı. Bu durum Narlı’dan buraya kadar olan mesafeyi 6,5 saate çıkardı. Edremit’te antik Adramyttion’dan hiçbir ize rastlamadık.

21 Kasım, Perşembe; Saat 10.10’da Edremit’ten ayrıldık. Bu yolculuk için menzilciye 35 kuruş ödedik. Üç saat kadar balçık bir ovada al üzerinde ilerledik. Bu ova dün gördüğümü2 zeytinliklerin devamı niteliğindeydi. Ovanır çevresi orta yükseklikte tepelerle çevriliydi v bu tepeler kısmen ağaçlıydı. Bu tepelerin arka sında yükselen dağların zirveleri karla kaplıydı Edremit’ten ayrıldıktan 1,5 saat sonra kücü bir köyden geçtik. Bu köyün adını söylemel’ imkansızdı: Chootchlooklık.

O
nikiyi çeyrek geçe küçük bir yer olan Kemer’de mola verdik. Buradan yeni at lar temin ettik. Menzilciye burada 30 kurw ödedik. Kemer’de 500-600 hanenin olduğı söylendi. Bize burada genellikle Rumların ya şadığı belirtilmişti. Saat ikide Kemer’den ayrıl dık. Ovada ilerlemeye devam ettik. Bir saa sonra solumuzda bir Türk köyü gördük. Bi köyde yoksul bir Rum genciyle karşılaştık. Bi genç Kemer’deki bir Rum duvarcının kendisin zorla çalıştırdığı ve eline de ancak gündelik E para verdiği için Kemer’den kaçmak zorunda kalmış. Buradan hava kararıncaya kadar Edre mit Körfezi’nin güneyine ulaşıncaya dek ilerle dik. Bu körfez yaklaşık 40 mil kadar bir girint yapmaktadır.

Saat üçü yirmi geçe küçük bir tepeye tırmandık. Bu tepe tümüyle henüz yeni olgunlaşmış kocayemişlerle kaplıydı. Yolumuz kayalıklar nedeniyle daralıyordu. Kayalar oyulara yol açılmıştı ve ‘her bir kayanın yüksekliği 10 ayağı buluyordu. Bu geçit Edremit ile Bergama arasındaki sınırı oluşturuyordu. Burası eskiden eşkiyaların tercih ettikleri bir yerdi. Fakat bu günkü Edremit Ağası bu eşkıya yuvasını dağıtmayı başardı. Buradan yüksek bir platoya ulaştık. Zeytinlikler burada hala devam ediyordu. Saat dört buçukta 150 hanelik bir köyün yanından geçtik. Köyün yanında bir Türk mezarlığı vardı. Mezarlık bakımsız ve terk edilmiş bir haldeydi. Mezarlıkta granit ve mermerden mezartaşları vardı.

Güneş batarken çok hoş bir manzara sergileyen Midilli Dağları’nı seyrettik. Bir süre sonra ulaştığımız Armutlu’da onbeş dakika kadar mola verdik. Armutlu küçük bir yerleşim yeriydi; ancak 4-5 hana sahipti. Çünkü pek çok kervanın geçtiği yolun üzerindeydi. Köyün camisi yeni yapılmış. Minaresi bile henüz bitirilmemiş. Caminin yapılan bir kısmı da geçen yılki depremde yıkılmış. Fakat Ağa’nın hacta olması nedeniyle henüz onarılmamış. Armutlu’da karşılaştığımız bir Rum, Ayvalık’ın Armutlu’dan 2 saat mesafede olduğunu ve 5000- 6000 haneye sahip olduğunu söyledi. AyvaIık’ta genellikle yün, zeytin ve zeytinyağı ticareti yapılmaktaymış ve genellikle Istanbul’a gönderilmekteymiş.

Armutlu’dan saat beş buçukta ayrıldık. On beş dakika sonra karanlıkta bir başka köyle karşılaştık. Tahminen 200 hanelik bir köydü. Yolumuzun kalan kısmı genelde alçak dağlar dan geçiyordu. Bu dağlar genellikle çalılıktı ve ancak kısmen ağaçlarla kaplıydı. Yine irili-ufak birçok dereden geçtik. Bu dereler üzerinde küçük tahta köprüler vardı.
 

 

Baron Anton Prokesch von Osten
Haziran 1826
Erdek, Kayak, Sanköy, Gönen ve Pazarköy üzerinden Edremit’e Yolculuk
E
dremit,in ilk anda bıraktığı izlenim; onun düzenli bir yerleşim yeri olduğuydu. Hemen önümüzde yükselen serviliklerin arkasın da beyaz minareler ve evler yükseliyordu ve ağaçların yeşillikleri bu şirinliğe şirinlik katıyor du. Edremit’te yaklaşık 900 hane olduğu tah min ediliyor. Üç tane de han bulunuyor. Hal kın refah düzeyinin gayet iyi olduğu anlaşılı yor. Buna bağlı olarak da canlı bir ticaret ha yatı göze çarpıyor. Rum, Ermeni ve Türklerin yaşadığı Edremit’te şimdiye kadar gördüğüm en büyük zeytinliklerle karşılaştım. Zeytinlikle rin oluşturduğu manzarayı ve şehrin güzelliği ni görebilmek için batıdaki kayalık tepeye tır manmak gerekiyor. Buradan ortaya çıkan manzara muhteşemdir! lda’nın güney uzantı ları tüm görkemleriyle şehre doğru uzanmak tadır. Uzantıların oluşturduğu ve Muskoni si’nin karşısında yer alan burun güney yön ün- de 25 derece batıdadır. Doğudaysa insanda parçalanmış kapı izlenimi uyandıran kayalık bir geçit bulunmaktadır. Bu geçitten sonra ovada doğu-batı yönünde akan dere yer al maktadır. Bu yönde Eollerin Thebe’si, Achill’in Chyroen’in kızına talip olduğu ve Andromac hen’in doğum yeri olan ve ilyada’da “Pla kos’un ormanlık eteklerinde” ifadesiyle geçen Eollerin Thebe’si olduğunu tahmin ediyorum. Burada vadi derinleşmekte ve buraya sadece güneşten kavrulan kayalık bir uçurumun öte sinde bir şehir izlenimi uyandırmaktadır ki, Le ak’in haritasında şehir tam bu noktaya yerleştirilmiştir.

Doğu-kuzeydoğudaysa Madün’den ovaya inen yol yer almaktadır. Lektos (Baba) burnu batıdadır. Ovada göz alabildiğince zeytinlikler, bahçeler, çınarlar ve kavaklar uzanmaktadır. Batıdan, kuzeybatıdan ve doğudan servilikler le çevrili Edremit, bu manzaranın ortasında 9 minaresiyle midye içindeki inci tanesi gibi pa rıldamaktadır. Çok geniş bir alana yayılan ve tam bir resmi bina izlenimi veren Ağa’nın ko nağı kayalık bir tepe üzerine kuruludur. Çevre de hiçbir antik kalıntı izi gözüme çarpmadı.

Xerxes, Atarne’den Adra mytti’ye ilerlerken Thebe bölgesinin bu kısmından geçmiş olma lıdır. Adramytti ovasının güney kısmı da bu bölgeye ait olmalıdır (Herodot). Aynı güzer gahta Xenophon da yolculuk yapmış olmalı dır. Antıochus bu kutsal bölgeyi yağmalamıştı ve Livius’un aktardığına göre “Homeros’un şi irlerinden bildiğimiz Thebe bölgesini ele geçirdiklerinde kralın askerleri Küçük Asya ‘nın hiçbir bölgesinde bu kadar zengin savaş ganimetleri elde edememişlerdir.”Edremit’in kuzeyindeki koridora Xenop hon’a göre Lidya adı verilmekteydi; muhteme len bunun nedeni Bizans Kralı Stephan’ı Lidya Kralı Krezüs’ün kardeşi olarak ilan eden Adromy’den kaynaklanmaktadır.

E
dremit’ten Bergama’ya giden iki yol bu lunmaktadır; bunlardan birisi ovadan geçendir ve 18 saat sürmektedir; diğeriyse dağlar dan geçendir ve 14 saattir ve iyi yol alınabilir se bir yaz gününde kat edilebilecek bir yoldur. Ben de bu ikinci yolu tercih ettim. Bunun için Edremit’in güneyi yönünde 40 derece doğuya doğru yol almak gerekiyor. Yarım saat kadar sonra sadece Türklerin yaşadığı, zeytinlikler içindeki 60 hanelik Sirettchi köyüne ulaştık. Mezarlıktaki sütunlar ve mermer parçaları yi ne yakınlardaki bir antik kalıntıya işaret edi yordu. Köy halkı ürünlerini korumak amacıyla çekirge mücadelesi yapmak için alanlarına git mişlerdi. Çekirge sürülerinin saldırdığı demet ler kahverengi bir kabuk bağlamış gibi görü nüyordu. Hatta bazı yerlerde demetlerin ta mamını yemişlerdi.

Güney yönünde 5 derece doğuya doğru Sirettchi’den sonra 1 saat kadar yol alınca bü yük tahribatlara yol açan ve bu nedenle çok ünlü olan dereye geldik. Dereye yaklaştıkça yıkıntılara da yaklaşıyorduk. Dere üzerinden çok iyi durumda olan bir köprü aracılığıyla geçiliyordu. Yarım saat kadar sonra büyük bir yerle şim yeri olan Chömen’e ulaştık, ki Chömen Ağası kalabalık maiyetiyle birlikte bizi karşıla maya çıkmıştı. Ağa’nın konağı tüm ihtişamıyla Chömen’in kuzeyini süslüyordu. Chömen’de yüzlerce hane bulunmaktadır ve çok iyi bir pa zarı vardır. Orada burada mermer parçaları dikkat çekiyordu. Caminin şadırvanında kulla nılmış eski Yunanca bir kitabe vardı. Çok sayı da leylek evlerin çatılarına yuva yapmıştı.

Chömen’den ayrıldıktan 1 saat sonra ovayı terk ederek güney yönünde dağa doğru tır manmaya başladık. Bir süre sonra insanda höyük izlenimi uyandıran sivri bir tepeyi sol tarafımızda gördük. Bu görüntü ilginç bir dağa çıkmakta olduğumuzun ip uçlarını veriyordu. Doğudan akan dereyi geçtikten ve Chö men’den ayrıldıktan 2 saat sonra Bademli kö yüne ulaştık. Geldiğimiz noktada Edremit tam kuzeyimizde kalıyordu. Aşağıda yani batıda, körfeze doğru uzanan güzel bir vadi vardı. Ku zeyde 82 derece doğuda sanki 4 ayak üzerin de duran bir piramiti andıran sivri bir tepe yer alıyordu. Tepe Edremit’ten bakıldığında gü neyde 15 derece doğudaydı; şimdiyse 50 de rece kuzeydedir. Fakat ondan önce güneyde bir başka ve güneydoğuda bir başka tepe da ha yükseliyordu. Çevrede insanda çok eski du var kalıntısı izlenimi uyandıran kaya yığınları yer alıyordu. Her yer çıplaktı. Devasa taş blok lar insanda titanların savaşından sonra çevreye dağılmışlar izlenimi uyandırıyordu.
 

 

Francis Vyvan Jago Arundeil
Haziran 1830
Izmir’den Menemen, Bergama ve Ayazma üzerinden Ayvalık’a yolculuk.

6 Haziran, Pazar: Bu ilgi çekici yerin tarihi çok iyi biliniyor. Yunan isyanı sırasında Ayvlık’ın nüfusu 40 bindi. Buradaki Rum okul yabancıların çok ilgisini çekiyordu. Okulda her yaştan yaklaşık 350 öğrenci vardı. Bu öğrenc ler Ayvalık’tan, çevre köylerden ve adalard geliyordu. Okulda verilen dersler Eski ve Yeni Yunanca, yazı, doğa felsefesi, matematik, mantık, retorik ve ahlak felsefesiydi. Okulda hocalar üstün yetenekli kişilerdi ve görünt den çok zekaya önem veren insanlardı. 13 H ziran 1821’de Ayvalık bir kül yığını halini alı Okul, hastaneler ve kiliseler savaşın kargaşa ve yıkıcılığı içinde yok olup gittiler.

Şehrin içinde atlarımızla yol alırken, hiçL şeyin bu kadar acı verici olamayacağını d şündük. Tepelerden düzlükteki evlere kad her yer yerle bir olmuş. Sekiz yıl önce sayıl mayacak kadar çok olan yüksek binalard geriye 5 ayak yüksekliğindeki duvarlard başka hiçbir şey kalmamış. Şehrin nüfusu yaşananlara paralel olarak azaldı ve bugün nüfusun 8-10 bin arasında olduğu tahrrı edilmektedir ve şehrin inşasına yeniden b lanmıştır. Büyük bir evin yıkıntıları arasın oturmakta olan bir kadına rastladım. Kadın siyahlar içindeydi ve başı eski ve mutlu günlerini hatırlamak istercesine sağa-sola sallanıyordu.

Şehrin merkezine doğru ilerledikçe insa ların giyim kuşamları daha temiz ve daha d zenli bir hal alıyordu. Yeni yapılan han çok b yük ve oldukça güzel bir mimariye sahip. 1- nın birçok odasında yoksul Rum aileleri k maktaydı; boş olan tek oda da Menemen’d gelenler tarafından talep ediliyordu. Rum ai ler burada kalmak için ayda 5 kuruş ödüyı ardı. Kiranın bu kadar düşük olması da on rın burada kalmasını cazip hale getiriyordu.

Burasının çok kalabalık olması ve bu sanların birçoğunun hasta olması hana hastane görüntüsü kazandırıyordu. Edrem bir genç oldukça ağır hastaya benziyor Onun acısını içimde hissettim. Geçirdiği havale şonucu hakkın rahmetine kavuştu. Gencin düştüğü durumun nedeni zannediyo rum açlık ve aşırı derecede yorgunluktu. Bu genci handa tanıyan hiç kimse yoktu. Fakat yoksul bir kadının hiçbir şey talep etmeden ona bakması ve çorba içirmesi mutluluk veri ci bir olaydı.

Kahvaltıdan sonra çok sayıda ziyaretçimiz oldu. içlerinde durumu iyi olan bir Rum dikka timizi çekti. Bize gelerek ya eski okulu onarmamızı eğer onaramayacaksak onun yerine yeni bir bina yapmamızı teklif etti. Bu insan daha sonra bize tercümanlık yapmaya başladı. Gezimizin en önemli kısmını oluşturan okul ve kiliseyi bize gezdirmesini istedik. Amacımız öncelikli birinden başlayarak diğerlerini de ayağa kaldırmaktı. Once okulu görmeye gittik. Fakat okul binası 5 ayak yüksekliğinde ki duvarlardan ve taş yığınlarından ibaretti. Her yer bir terk edillmişiik içindeydi ve çevre de bir işe yaramayan eşyalar yığılıydı. Önü müzdeki görüntü bizim için yeniden inşa edi lecek olan okulun temelleri gibiydi. Buradan ayrılırken umutluyduk. Ayvalık’ın geleceği par laktı. Çünkü okul hocalarının yerlerini doldu rabilecek yetişmiş insan gücüne sahipti.

Bir sonraki ziyaret edeceğimiz yer iki has tanenin kalıntılarıydı. Birisi, Türkiye’nin ilerlediğinin kanıtı olan karantinaydı. Daha sonra kiliseleri inceledik. Okulun müdürünün St. Demetrius Kilisesi’nin hemen yanında bir kulübesi vardı. Kulübenin duvarlarını okulun ders planları süslüyordu. Bunlar sadece sergi lenmek amacıyla duvarlara dizilmiş. Tek-tük öğrencilerse kilisenin girişinde ve eski yolda eğitimlerini sürdürüyorlardı. Yaklaşık 72 Öğ renci vardı. Oğrencilerden alınan harç aylık olarak 1 kuruşla 50 para arasında değişiyor du. Müdür yeni açılacak okulun da yönetimini ele alacakmış gibi görünüyordu. Kendisi ol dukça zeki bir insana benziyordu. Din adam larıysa yeni okul projesine pek sıcak bakmı yorlardı. Sevgili tercümanımız da bize papazlar hakkında iyi insanlardır; en sevdikleri şey yemek yemek ve uyumaktır.’ dedi.

Okulundan dolayı Ayvalık çok ilgi çekici bir yerdi. Papaz W. iowett burada Hıristiyanlık üzerine yaptığı araştırmalar nedeniyle de Ayvalık ünlü bir yerdi. Jowett, Yunan isyanının hemen öncesinde halkın mutlu ve şehrin yıl dızının parlamaya başladığı bir tarihte yani 1818’de buradaydı. Bu tarihte nüfus 25 bindi.

Bir okul, kütüphane ve matbaa bulun maktay dı. Okul, 1809 yılında kurulmuştu. Bay iowett Ayvalık’tayken okulda Gregoryen esaslı kilise tarihi ve matemetik dersleri verilmekteydi.

Tekrar hana döndük. Ayvalık yönetimine mensup iki adam ziyaretimize geldi. Bu insanlar aynı zamanda tercümanımızın da arkadaşlarıydı. Bay Brewer onlara bizim planımızı açıkladı. Yeni okulun inşaat maliyetinin yarısının tarafımızdan karşılanacağını ve müdürünün de tarafımızdan belirleneceğini söyledik. Karşılık olarakda maliyetin diğer yarısının Ayvalıklılar tarafından karşılanmasını talep ediyorduk. Onlarsa diğer yarısını karşılamalarının mümkün olmadığını söylemeye çalıştılar. Bizde onlara bunun olmazsa olmaz bir koşul olduğunu belirttik. Bunun üzerine onlar da du rumu başkanlarına bildireceklerini ve birlikte değerlendireceklerini söylediler. Ne yazık ki karar verecek insanlar o gün Midilli’ye gittiler ve aynı gün içinde geri dönmediler.

Fransız Konsolosu bizi ziyaret ederek onurlandırdı. Genellikle temsilcisini gönderen Konsolos bizi ziyarete bizzat kendisi gelmişti. Konsolos bir ltalyan kadar canlı ve hareketliy di. Konsolos Ayvalık’a geldiğinde felaketin tam ortasına düşmüş. Konsolosluk binasın dan Fransız bayrağını indirerek güvenliği için Musconisi’ye geçmiş. Geri döndüğünde evini tamamen yıkılmış vaziyette bulmuş. Bayrağı na kimse saygı göstermez olmuş. Ve hatta evindeki kendi parası olan 20 bin kuruş da
yağmadan nasibini almış. Halkın taşınabilir mal varlığını da daha güvenli olduğunu dü şündüğü kendi ticarethanesine yerleştirmiş; fakat onlar da yağmalanmış. Avusturya ve Fransız konsolosluklarının kasalarında bulu nan resmi belgeler ve arşivler de yağmalan mış ve yok edilmiş. Bu olaylar üzerine konso los Rodos’a gitmiş.
 

 

Heinrich Schliemann
Edremit, Mayıs 1881
Çanakkale, Eski İstambul, Assos ve Papaz! üzerinden Edremit’e Yolculuk.

Akşam saat altıda, 12,7 m. deniz seviyesin den yüksekte olan ve 1,5 saat kadar kıyıdan içeride kalan Edremit’e ulaştık. Ulaştığımda hava sıcaklığı 22 dereceydi, sabah ise 19 derece. Edremit başta zeytinyağı olmak üzere canlı bir ticari hareketliliğe sahip. Şehrin nüfu sunda Türkler ağırlıktadır; şehirde 4 000 Türk, 200 Rum hanesi bulunmaktadır. Hemen he
men Rumların hepsi Midilli’den buraya yerleş mişlerdir. Eski kaynaklarda şehrin kuruluşuyla ilgili olarak 1685 tarihiyle karşılaştım. Şehrin kurulduğu yerin antik Adramyttion’la hiçbir il gisinin olmaması şaşılacak şeydir. Kimilerine göre antik şehir deniz kıyısındaydı ve derele rin getirdiği aluvyonların altında kalmıştır; ki milerine göreyse bugünkü Edremit’in doğu sundaki yükseltilerde kurulmuştu. Bana birin ci saptama daha doğruymuş gibi geliyor. Çün kü bu yükseltilerde ne bir duvar kalıntısına ne de bir çömlek parçasına rastlamadım.

Edremit’te su bolluğu söz konusudur; çünkü yakın çevrede çok sayıda su kaynağı vardır. Ayrıca Edremit’in içinden iki çay geçmekte ve her biri bir anayolu kesmektedir. Her iki çayın kenarları bentlenmiştir ve böylece her ikisinin de kenarlarında 3 - 3,3 m. genişliğinde yaya yolları oluşmuştur. Büyük olan ve Edremit Ça yı olarak anılan çayın genişliği 4,5 metredir; fakat taşkınlara karşı alınan önlem olarak ya tak iki misli genişletilmiştir. Pompei sokakla rında olduğu gibi burada da çaylar köprü yeri ne, suyun içine yerleştirilmiş 5 büyük yassı blok taşlar kullanılarak geçilmektedir.

Sokaklar aydınlatılmadığı için insanlar ka ranlıkta ellerinde fenerlerle dolaşmakta; şehre yeni gelen birisinde bu durum şehrin sokakla rında hayaletlerin dolaştığı izlenimi uyandırmaktadır.

Edremit’te çok sayıda leylek görmek mümkündür. Bölgenin fizyonomisinde önem li bir rol oynayan leylekler bu durumu gördük leri derin saygıya borçludurlar. Bu saygı bütün ülkede o kadar büyüktür ki, neredeyse doku
nulmazlık derecesindedir. Leyleklerin varlığı Türkler açısından bir hayır alametidir. İncil’de leyleğe verilen ad olan “Chasidcıh” (Chassi dim; Doğu Avrupa’da 18. Yy’da ortaya çıkan bir Yahudi mezhebi, l.P.), Rosenmül ler’e göre ‘E/ili tokyo” anlamına gel mektedir. Leyleklere büyük sevgi ve saygı duyan Türklere olan düşmanlıkla rından dolayı Rumlar leyleğe “Türklerin Kutsal Kuşu” adını takmışlardır ve leyleklerin evlerinin çatılarına yuva yapmalarına asla izin vermez.
 

 

Rudolf Fitzner
1898/99

Ida Dağı’nın güney bitiminde, Edremit Körfezi’nin kuzeydoğu köşesinde, dağlardan inen sularla beslenen verimli ovanın kuzey sınırında 6000 olan nüfusunun 5000’i Türk olan Edremit, hemen güneydeyse nüfusu 4000’i bulan Kemer yer almaktadır. Her iki yerleşim de kaza merkezidir çok iyi bir yolla birbirine bağlanmıştır. Karesi Sancağının güneybatı ke siminin çıkış noktası olan Akçay her iki kaza nın liman işlevini yerine getirmektedir. Edre mit’ten Balıkesir’e oldukça iyi bir yol bağlantı sı vardır; bu yol, Balıkesir’den Bandırma’ya bağlanmaktadır.

Kemer’den irili ufaklı koylarla güneybatı yönünde devam eden kıyının en uç noktasın da Makronisia adalarıyla çok iyi korunan Ayva lık bulunmaktadır. Ayvalık, gün geçtikçe geli şen bir şehirdir ve 21000 civarındaki nüfusu nun neredeyse tamamı Rum’dur. Türkçe’deki adıyla antik dönemdeki adı (Kydoniai) aynı meyveden yani ayvadan gelmektedir. Ayva lık’ın konumu sadece ayva için değil, diğer tüm meyveler için de çok uygundur. Fakat Ay valık ekonomisinin merkezinde, dağlarını te pelerini kaplayan zeytinlerden elde edilen zeytinyağı bulunmaktadır. Normal yıllarda 2 bin ton yağ elde edilmektedir; yaklaşık 200.000 kantar küspe de ihraç edilmektedir.

Ayvalık’la İzmir ve İstanbul arasındaki tica retin ulaşımında birinci sırada Türk bayraklı, ikinci sırada Yunan bayraklı tekneler gelmek tedir. Atlantik limanlarına yönelik ticaret, İngi liz gemileri tarafından yerine getirilmektedir.
1900 yılındaki ticaret rakamları şöyledir:

  • İthalat 5 653 523 kg.    2 292 893 Frank
  • İhracat 4234219ö    3O5O29OFrank
  • Toplam 9887742 ö 5343 183 Frank


Gemi trafiği söyledir:

  • 1898    985 Buharlı, 3965 Yelkenli =    166 866 Ton,
  • 1899    1156 Buharlı, 3868 Yelkenli =    170 656 Ton,
  • 1900    519 Buharlı, 1335 Yelkenli =    45 162 Ton.

Deniz trafi’ğindeki bu büyük düşüşün ne deni 189 ürününün çok kötü olmasın da yatmaktadır. Bu durum şehrin ticaretini tümüyle etkilemiştir.

Ayvalık’la aynı arazi yapısına, aynı iklime ve ulaşım konumuna sahip ve hemen onun önündeki Maskonisia (kokulu adalar) veya çok sayıdaki küçük adadan oluştuğu için ‘He katonissi’ olarak adlandırılan adalar grubu ta rafından korunan ve antik dönemde Eol kolo nisinin yerleştiği Maskonisia yer almaktadır. Adaların merkezi, merkez adanın güney kıyı sındaki Yunda’dır. Buradaki en önemli ürün de zeytinyağıdır. 1898/99 sezonunda Yunda Limanı’ndan 216 buharlı, 2518 yelkenliyle toplam 32 981 ton ürün Türk bayraklı teknelerle taşınmıştır.

 


Değerlendirme;


Edremit ve çevresine gelen seyyahlar genellikle Istanbul ve Çanakkale üzerinden güneye kara yoluyla inmek isteyen seyyahlar olmuştur. Osmanlı dönemine ilişkin yöreye ait bilgilere ulaşmak açısından seyahatnameler oldukça önemli kaynaklardır ve benim burada ele aldığım seyyahlardan başka mutlaka bölgeyi gezen çok sayıda seyyah bulunmaktadır. Böyle bir konuda yapılacak yoğun bir çalışma yöreye dair önemli bilgilere ulaşılmasını sağlayacaktır.

Seyyahlara dair bilgiler:
Arundeli, Francis Vyvan Jago: 1820’li yıllarda Izmir’deki Ingiliz Konsolosluğun’nda papaz olarak görev yapmıştır.
Fitzner, Rudolf: Rostock (Almanya) Üniversitesi Coğrafya Bölümü doçentlerinden.
Osten, Baron Anton Prokeseh von: d. 1795 -0. 876;Avusturyalı diplomat; Tanzimat Dönemi ‘nde Istanbul ‘da Avusturya imparatorluğu ‘nın elçilik görcvindc bulunmuştur.
Schlicmann, Heinrich: d. 06. Ol. 1822 Neubukow / Mecklenbıırg-Schwerin ‘de bir Protestan papazın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Ticaret yoluyla zengin olduktan sonra Sorbonne Üniversitesi’nde arkeoloji okumuş ve 1870-82 ve 1889-90 yıllarında Troya’yı kazmış ve buradan çıkardığı buluntuları Osmanlı ülkesi dışına kaçırmıştır. 26.12.1890’da Napoli ‘de ölmüştür.
Slackcıberg, Otto ?vlagnus von: d. 6 Ağustos 1787 - 6. 27 Ağustos 1837. Arisıokrat bir ailenin on altıncı çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Weimar’da bir süre Gocıhe ‘nın yanında yaşamışıtir. Bir grup seyyahın Doğu yolculuğuna ressam olarak katılmıştır.
Turner, Wiııianı: 1815—16 yıllarında Osmanlı ülkesini dolaşmış Ingiliz seyyah.


Kaynakça
Arundell, Francis Vyvan Jago; Dıscovcrıcs in Asıa Mınor, Cilt II,s. 317-325, Londra, 1834.
Fıızner, Rudolf; Aus Kleinasien und Syrien, s. 80-81. Rostock, 1904.
Osten, Baron Anlon Prokesch von; Dcnkw’ürdigkeiteıı
Lınd Erinncrungcn ans dem Orient, (Yay. Haz. Dı Ernst Münch), Cilt ııı. s. 295—299, Stuııtgart, 1837.
Schliemann, Dr. Heinrich; Reise in der Truas, i m Mı 1881. s. 34-35, Leipzig. 1881.
Sıackelbeı-g, Otto Magnus von; Entdeckungcn in Hellas, (yay. haz. Heinrich Alexander Stol 1 ve Gcrhard Löwc), s. 108-110, Doğu Berlin, 1979.
Turner. William; ,Imı muı of a [ r ili t hc Levant, Cilt 111, 5.; 265-269, Londra, 820.


Bu yazı 362 kez okundu...

Yorum ekle


Güvenlik kodu


Yenile

GIRIS

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün223
mod_vvisit_counterDün825

7 Misafir, 1 bots  sitede
IP Adresiniz: 38.107.191.102
 ,